Okudukça samimiyeti ve açıklığıyla insanları etkileyen Sade Günce'nin, toz pembe hayallerden, duvarlardan, dolaylı laflardan ve maskelerden sıyrılmış halidir. Sade'nin gerçekten demek istedikleri, gerçekte yaptıkları çok yakında burada...
25.11.2010
Sade'yle Yan Yana
Şimdi Sade solumda meşhur televizyon koltuğunda ve hatta blogunda kullandığı resimdeki gibi ayacıkları birbirinin üzerinde (fakat patikleri yok, çıplak ayak) oturmakta... Kucağında bilgisayarı, Telekinesis'in Nutella çizimlerini anlamaya çalışıyor. Saf! Sen o kadar iddialı yazılar yaz, evinden Nutella'yı eksik etme, çizimlerin ne anlama geldiğini çözeme!! Böyle bir varlık işte bu... Biraz ara vereceğim, zira Nutella dolaptaymış, çizimleri ve ötesini fiziksel aktivite dahilinde göstereyim kendisine diyorum... Çok duygusal bir yazı oldu biliyorum, çok duygusal... Severim duygusallığı... Yaşasın duygusallık, yaşasın duygusal olan... Duygusal... Ohh!.. İzninizle...
9.11.2010
Böyle Olmaz Bu İşler...
Bugün canım çok sıkkın... Ne yazsam Sade'den ya bir yorum ya da cevap hakkı geldi... Oysa benim tek derdim içimi dökmek ve Josephin koltuğumda (ki o bence Kleopatra) uzanıp battaniyeme sarılıp film izlemekti... Pencereden bakıp gözlerimi uzak ufuklara dikmek ve görmediğim yerler, tanımadığım insanlar, yürümediğim sokaklar, yemediğim boklar (!) amaaan yemekler, tatmadığım duygular hakkında hayallenmekti planım.......................................................... Blog yazarı mı yaptın beni beaaa!!!
Oldu mu Sade!!! Ne bu ya, buralarda soruları ben sorarım! Deşifreleri ben yaparım! Yok arkadaşım senin cevap hakkın! Cevap verene kadar biçare ulusumu yanıltmamaya odaklansana! Edepsizlik diz boyu!!! Beni de kıvama getirdin, aylardır tek sözcük yazmadığım yere cümleler kustum... Yeter! MSN'e çevirmeyelim lütfen...
Hihohaa hem yoğunum, hem yazarım... ahahahaha
Oldu mu Sade!!! Ne bu ya, buralarda soruları ben sorarım! Deşifreleri ben yaparım! Yok arkadaşım senin cevap hakkın! Cevap verene kadar biçare ulusumu yanıltmamaya odaklansana! Edepsizlik diz boyu!!! Beni de kıvama getirdin, aylardır tek sözcük yazmadığım yere cümleler kustum... Yeter! MSN'e çevirmeyelim lütfen...
Hihohaa hem yoğunum, hem yazarım... ahahahaha
Derleme - I
Doğru, epeydir yazamadım. Kah yoğundum, kah Sade tarafından silahla tehdit edildim (yüzüme oturmakla tehdit etti, silah belli) ama olsun... İşte burdayım.
Arayı şöyle kapayalım isterim; okuduğum yazılarıda söylemek istediğim şeyleri madde madde , karışık bir düzende, potpuri şeklinde yazıvereyim gitsin...
Bu arada blogspot Kemer'deyken yazdığım; kaydettiğim fakat revize etmeden yayınlamayı düşünmediği bir yazıyı yemiş. Halbuki ne bombalar vardı. Artık hiçbirini hatırlamıyorum... (mu acaba?!)
(Yazılarımız güncelden geçmişe doğru bir kronoloji izlemekte ve 0110011000101 (zirovanvanzirozirovanvanzirozirozirovanziro) tekniği ile sterilize edilmektedir.)
1. 9 Kasım 2010 - Sabah Sabah: "Chakal da geçenlerde görmüştü, arabadan eğilmiş kedi seviyormuş.. Beni aramıştı hemen ruh eşini buldum diye.. Yoksa o mu ruh eşim?"
Arabadan eğilmiş kedi sevmiyordu, arabadan kediyle muhabbet ediyordu. Bildiğin "şşş naber? Az gelsene böyle... Gelsene oğlum" şeklinde. Bayağı da ısrarlıydı (Sade gibi) sanki hayvan bunu sallayıp "haa doğru bir gideyim ya, belki diyecekleri vardır bana. Muhabbet ederiz, memleketten falan konuşuruz" diyecekmiş gibi.
2. 8 Kasım 2010 - Konuşuyorum, Öyleyse Varım: Şimdi bu yazıya ne desem boş! Yazık ki Sade, aslında durmadan konuştuğunun farkında değil... Farkındalığı o kadar düşük ve gel-git akıllı ki; anca bazen yalnız kaldığında konuştuğunu fark edebilmiş. Şimdi bile konuşuyordur eminim... (Efendim Sade? Gerizekalı mı diyorsun? Allah allaaah, çok şaşırdım!) Bazeı zamanlar konuşmasında yavaşlama ve içerik açısından zayıflama olmuyor değil. Biz de arkadaşları olarak "hayırdır sessizsin bugün" diye gaz veriyoruz buna. (Aramızda yaptığımız bir anlaşma, nasılsa Sade realiteden kopuk diye eğleniyoruz kendi aramızda) Yazık, Sade de ciddiye alıyor, başlıyor düşünmeye. "Gerçekten sessiz miyim? N'oldu bana yahu? Neyim var? Yoo, aslında sessiz de değilim ki?" Fakat Sade'nin bilmediği; bunları da sesli düşünüyor olması. Ah yaa, kıyamam, safım benim...
"Mantıklı olması da gerekmiyor üstelik, çoğunlukla saçma sapan konuşmalar yapıyorum kendimle.."
Canım, sadece kendinleyken değil, bizimle konuşurken de aynı kural geçerli anlıyorum ki...
"Kedi gördüm mü dayanamıyorum napiimm.. Hatta bir gün Chakal her gördüğüm kediyle konuşuyorum diye benimle dalga geçtiydi.. Yol üstünde bir cafenin önünde başını masaya dayamış bir adamla konuştu uzaktan uzaktan, benim taklidimi yaparak "ahh kuzuuummm uykun mu var senninnnn, pek de şirinsiiinnn, kellttooşşş".. Ya da öyle birşeyler yaptı işte, şimdi hemen atlar "öyle olmadı o olay" diye.."
Öyle olmadı o olay! Şöyle ki, bu Sade insanı kedilendikten sonra sokakta tanıdığı tanımadığı tüm canlılarla konuşur oldu. Eskiden bakar "ayy ne güzelmiş" demekle yetinirdi. Şimdi bazen kedilerin hikayelerini (anası-babası kim, nerden düştü buralara, hangi rüzgar attı onu buraya, daha önce nerelerdeydi vs) öğrenmeye çalışıyor. O gün de benzer bir şey yaşanmış ve gideceğimiz 3 dakikalık yol, Sade'nin kedi arkadaşlarıyla (ki arkadaşları pek yüz vermez buna) muhabbet sevdası nedeniyle 17 dakikaya uzamışken; "kedi edindin böyle oldun, çocuğun olsa ne yaparsın" konulu, ara sıra aramızda münazaralara varan tartışmaya vardı. "Peki" dedim "ya uzun süreli bir ilişkin olsa? Şöyle köpek gibi aşık olsan?" Tam o esnada, yol kenarında; muhtemelen dükkanının önünde uyuklayan bir adam gördük ve ben Sade'nin canlılara sözel ilgisini modifiye ettim "Ayy canım kıyamam, nasıl da uyumuş orda. Keltoş yaa... Kim yordu seni bu kadar? Oooo canım yaa" şeklinde...
3. 7 Kasım 2010 - Hotline Lover: Şimdi şöyle, arkadaş eve geldiğinden itibaren çocuğun sadece %18'ini, Sade'nin ise sadece sırtını görebildik. Çünkü burun buruna dolaşmaktan ve sarmaş dolaş olmaktan nedense pek keyif aldı Sade. Gittiğimiz yerlerde bir araya geldiğimiz insanlar Sade'ye hal hatır sorup "nasılsın" dediklerinde ise aldıkları tek cevap "baaaak bu Doğukan eheheh" oldu. Niye öyle oldu, dağ gibi hatun nasıl sabun kıvamına döndü ben de bilmiyorum. Ama oldu işte. Acaba sonrasında mı gelişti "mıç mıç" tolerasındaki düşüklük? Olabilir, ihtimal...
4. 4 Kasım 2010 - Kaabbuusssss: Şimdi bu konuyla ilgili fazla konuşmadık aslında. Fakat aklımın ucunda şöyle bir ihtimal var: Sade'nin rüyasında gördüğü kişi Derin değil de, mesela ben gibi, Bitter gibi tanıdık biri. Fakat Sade bunu yazarsa, blogu takip eden bizler acayip yorumlar yapabiliriz. (Hı, oldu mu Sade?)
İşbaşı yapmalıyım, devam daha sonra... :)
Arayı şöyle kapayalım isterim; okuduğum yazılarıda söylemek istediğim şeyleri madde madde , karışık bir düzende, potpuri şeklinde yazıvereyim gitsin...
Bu arada blogspot Kemer'deyken yazdığım; kaydettiğim fakat revize etmeden yayınlamayı düşünmediği bir yazıyı yemiş. Halbuki ne bombalar vardı. Artık hiçbirini hatırlamıyorum... (mu acaba?!)
(Yazılarımız güncelden geçmişe doğru bir kronoloji izlemekte ve 0110011000101 (zirovanvanzirozirovanvanzirozirozirovanziro) tekniği ile sterilize edilmektedir.)
1. 9 Kasım 2010 - Sabah Sabah: "Chakal da geçenlerde görmüştü, arabadan eğilmiş kedi seviyormuş.. Beni aramıştı hemen ruh eşini buldum diye.. Yoksa o mu ruh eşim?"
Arabadan eğilmiş kedi sevmiyordu, arabadan kediyle muhabbet ediyordu. Bildiğin "şşş naber? Az gelsene böyle... Gelsene oğlum" şeklinde. Bayağı da ısrarlıydı (Sade gibi) sanki hayvan bunu sallayıp "haa doğru bir gideyim ya, belki diyecekleri vardır bana. Muhabbet ederiz, memleketten falan konuşuruz" diyecekmiş gibi.
2. 8 Kasım 2010 - Konuşuyorum, Öyleyse Varım: Şimdi bu yazıya ne desem boş! Yazık ki Sade, aslında durmadan konuştuğunun farkında değil... Farkındalığı o kadar düşük ve gel-git akıllı ki; anca bazen yalnız kaldığında konuştuğunu fark edebilmiş. Şimdi bile konuşuyordur eminim... (Efendim Sade? Gerizekalı mı diyorsun? Allah allaaah, çok şaşırdım!) Bazeı zamanlar konuşmasında yavaşlama ve içerik açısından zayıflama olmuyor değil. Biz de arkadaşları olarak "hayırdır sessizsin bugün" diye gaz veriyoruz buna. (Aramızda yaptığımız bir anlaşma, nasılsa Sade realiteden kopuk diye eğleniyoruz kendi aramızda) Yazık, Sade de ciddiye alıyor, başlıyor düşünmeye. "Gerçekten sessiz miyim? N'oldu bana yahu? Neyim var? Yoo, aslında sessiz de değilim ki?" Fakat Sade'nin bilmediği; bunları da sesli düşünüyor olması. Ah yaa, kıyamam, safım benim...
"Mantıklı olması da gerekmiyor üstelik, çoğunlukla saçma sapan konuşmalar yapıyorum kendimle.."
Canım, sadece kendinleyken değil, bizimle konuşurken de aynı kural geçerli anlıyorum ki...
"Kedi gördüm mü dayanamıyorum napiimm.. Hatta bir gün Chakal her gördüğüm kediyle konuşuyorum diye benimle dalga geçtiydi.. Yol üstünde bir cafenin önünde başını masaya dayamış bir adamla konuştu uzaktan uzaktan, benim taklidimi yaparak "ahh kuzuuummm uykun mu var senninnnn, pek de şirinsiiinnn, kellttooşşş".. Ya da öyle birşeyler yaptı işte, şimdi hemen atlar "öyle olmadı o olay" diye.."
Öyle olmadı o olay! Şöyle ki, bu Sade insanı kedilendikten sonra sokakta tanıdığı tanımadığı tüm canlılarla konuşur oldu. Eskiden bakar "ayy ne güzelmiş" demekle yetinirdi. Şimdi bazen kedilerin hikayelerini (anası-babası kim, nerden düştü buralara, hangi rüzgar attı onu buraya, daha önce nerelerdeydi vs) öğrenmeye çalışıyor. O gün de benzer bir şey yaşanmış ve gideceğimiz 3 dakikalık yol, Sade'nin kedi arkadaşlarıyla (ki arkadaşları pek yüz vermez buna) muhabbet sevdası nedeniyle 17 dakikaya uzamışken; "kedi edindin böyle oldun, çocuğun olsa ne yaparsın" konulu, ara sıra aramızda münazaralara varan tartışmaya vardı. "Peki" dedim "ya uzun süreli bir ilişkin olsa? Şöyle köpek gibi aşık olsan?" Tam o esnada, yol kenarında; muhtemelen dükkanının önünde uyuklayan bir adam gördük ve ben Sade'nin canlılara sözel ilgisini modifiye ettim "Ayy canım kıyamam, nasıl da uyumuş orda. Keltoş yaa... Kim yordu seni bu kadar? Oooo canım yaa" şeklinde...
3. 7 Kasım 2010 - Hotline Lover: Şimdi şöyle, arkadaş eve geldiğinden itibaren çocuğun sadece %18'ini, Sade'nin ise sadece sırtını görebildik. Çünkü burun buruna dolaşmaktan ve sarmaş dolaş olmaktan nedense pek keyif aldı Sade. Gittiğimiz yerlerde bir araya geldiğimiz insanlar Sade'ye hal hatır sorup "nasılsın" dediklerinde ise aldıkları tek cevap "baaaak bu Doğukan eheheh" oldu. Niye öyle oldu, dağ gibi hatun nasıl sabun kıvamına döndü ben de bilmiyorum. Ama oldu işte. Acaba sonrasında mı gelişti "mıç mıç" tolerasındaki düşüklük? Olabilir, ihtimal...
4. 4 Kasım 2010 - Kaabbuusssss: Şimdi bu konuyla ilgili fazla konuşmadık aslında. Fakat aklımın ucunda şöyle bir ihtimal var: Sade'nin rüyasında gördüğü kişi Derin değil de, mesela ben gibi, Bitter gibi tanıdık biri. Fakat Sade bunu yazarsa, blogu takip eden bizler acayip yorumlar yapabiliriz. (Hı, oldu mu Sade?)
İşbaşı yapmalıyım, devam daha sonra... :)
Anket Sonuçları
Eylül ayında alternatif blogu açtığımızda ziyaretçilerimize Sade ile ilgili bir soru yöneltmiş ve tepkilerini merak etmiştik. Anketimizin merak konusunu: Sade'nin her yazdığına..." ifadesini tamamlamak üzere belirlemiştik ve katılımcılardan dört seçenekten birini seçmelerini istemiştik.
Ankete katılan değerli 5 (yazıyla seksen üç bin altı yüz kırk iki) kişiye teşekkür eder, yeni anketimize katılımın giderek artması temennisinde bulunuruz.
Saygılarımızla
- çok inanıyorum
- bazen uyduruyor gibi
- sallıyor
- inanıyordum, neyse ki burdan gerçekleri okuyorum
Ankete katılan değerli 5 (yazıyla seksen üç bin altı yüz kırk iki) kişiye teşekkür eder, yeni anketimize katılımın giderek artması temennisinde bulunuruz.
Saygılarımızla
Sade'ye Açık Mektup
Sevgili Sade,
Ne zamandır iş yoğunluğundan durup da blogunda yazdığın binbir türlü noktaya temas edemedim. Sanma ki yazmayacağım. Şu aralar sadece neresinden tutayım diye düşünüyorum. Fakat Sade rezalet açıldığından beri kaleminde hafiften bir titreme, bir tutukluk da hissetmiyor değilim. Sen iyi bilirsin "oransız pekiştirince" (al sana blog konusu) ilk dönemdeki tereddütlerin azaldı, korkun dindi ve ufaktan eski haline dönmeye başladın. Dön tabi, öyle yaz. Uydur, salla, nasılsa Chakal yoğun, vakti yok. Değil mi kuzum? Evet öyle, evet... Tabi ne zaman nereden vuracağımı da tam kestiremiyorsun sanırım. En güzel tarafı da bu zaten. Ben de yazar bulup bu kanadı güçlendirmeye yönelik kulis çalışmaları yapıyorum, bilesin... Bunlar güzel günlerin, tadını çıkar.
Öperim...
Ne zamandır iş yoğunluğundan durup da blogunda yazdığın binbir türlü noktaya temas edemedim. Sanma ki yazmayacağım. Şu aralar sadece neresinden tutayım diye düşünüyorum. Fakat Sade rezalet açıldığından beri kaleminde hafiften bir titreme, bir tutukluk da hissetmiyor değilim. Sen iyi bilirsin "oransız pekiştirince" (al sana blog konusu) ilk dönemdeki tereddütlerin azaldı, korkun dindi ve ufaktan eski haline dönmeye başladın. Dön tabi, öyle yaz. Uydur, salla, nasılsa Chakal yoğun, vakti yok. Değil mi kuzum? Evet öyle, evet... Tabi ne zaman nereden vuracağımı da tam kestiremiyorsun sanırım. En güzel tarafı da bu zaten. Ben de yazar bulup bu kanadı güçlendirmeye yönelik kulis çalışmaları yapıyorum, bilesin... Bunlar güzel günlerin, tadını çıkar.
Öperim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)