28.09.2010

Tekne Güncesi ve Sade'nin Söz Sanatları

Bu yazıda ilgiyle takip ettiğimiz Sade'nin kullandığı edebi söz sanatlarını itinayla inceleyeceğiz...

1. Taşlama: Sayın Sade'ye sormak istediklerim var... Öncelikle kimleri taşladı? Mesela "neredeyse mükemmeli yakalamış olmak" kim tarafından önlendi? O 12 kişiden kimi ya da kimleri "neredeyse" haz etti? Hem diyor ki "şapşahane" hem diyor ki "neredeyse mükemmel" Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

2. Tevazu-i mahcup: Sade'nin yazılarına alternatif olan bu blog'dan sonra, "suya sabuna dokunmadan yazı yazma" tekniği ile yazdığı bilmem fark edildi mi? "Tekne Güncesi" isimli yazıda Sade'nin her zamankinden farklı ve tutucu bir üslup izlediğini görebilirsiniz. Yazar, tekne arkadaşları tarafından da takip edilen blog'unda yazacağı ayrıntılı deneyimlerin yalanlanabilmesi ihtimalini düşünerek tevazu-i mahcup sanatına başvuruyor. Yani "ne kadar üstü yazarsam, o kadar iyi. Buna cevap yazamaz Sade'nin rezillikleri yazarları" diyor. Fakat yanılıyor bittabi.

3. Metn-i çarpık: Deneyimleri gerçek haliyle aktarmak yerine, kafasına göre çarpıtarak yazma sanatı. Örneğin henüz tekneyle limandan çıkış saatimiz belli değilken ve kaptan bize öğle yemeği vermeyeceğini söylediğinde, şehirden ve şehre dair birçok şeyden uzaklaşma fikriyle yanıp tutuşan insanlar olarak, nasıl kıydık da tatil ruhuna Burger'a gittik, sorarım? Niçin Sade bunları yazmıyor. Niçin tatilin özetinin de özetini yazıyor? Bizden mi çekiniyor, takipçilerinden mi sakınıyor. Yoksa, yoksa her yazdığında bir saptırma, kaptırma, çarpıtma, kırptırma mı var?

4. Mübalağa: "Yolumuzun üzerinde Hamsi tatil yapıyordu" ne demek? Nasıl bir yol üzeridir bu? Hamsi'yi denizde yakalasaydı ne yapacaktı? Neden hain planlarını açıklamıyor? Ayrıca nasıl olmuş da bütün hafta teknedekilerin başının etini yemiş? Hiç böbürlenme Hamsi!! Adını ya iki ya da üç kere ağzına almıştı Sade. O kadar mutluydu ki, abazanlık umrunda değildi!

5. Tezat: Çelişkilerin yazarı Sade, telefonunu kapattıysa tatil sürecinde 10'dan nasıl mesaj aldığını belgelerle açıklayabilir mi lütfen? Demiyor ki "kimse beni aramadı, ben de telefon yanımda mı, değil mi unuttum" diye. Demiyor ki "iphone benim için feys demek, internet de olmayınca telefon açık mı, değil mi fark etmedim" Ama ne yapıyor? Telefonu kullanmamış olmayı iradi bir eylem olarak gösteriyor. Bravo Sade bravo!

6. Makas-ül kırpık: Bu yazıda en net gözlemlediğimiz sanattır. Yazsa bir küçük romana dönüşecek anıları, mini mini, konu başlığı gibi yazma sanatı. Kedi'yle ilgili detaylara girmiyorum... Hıh...

7. Şaş-ı kalem: Söylemek istediklerini yanlış ifade etme sanatıdır. Bilinçli ya da bilinçsizce ortaya çıkmış olabilir. Mesela; gece teknenin üzerinde yatmayanlar neden "fire" olarak adlandırılıyor? Bizler kayıp manasında fire miyiz, yoksa "kamara çok sıcak olur" yanlış inanışından dolayı "ateş gibin" manasında İngilizce mi kullanıldı bu sözcük? Merak ediyorum daha kaç kişinin horlamasını kaldırırdı o tekne?

8. Kinayeli manipülatif ümbet-ül tembel humayun: Böyle bir sanat olduğundan ben de şüpheliyim... Tanımlayamasam da şöyle bir şey işte: Kil dolu şişeyi limanla havaalanı arasında bir yere bırakmak, "öyle geçerken salladım işte" hissiyatı uyandırmıyor mu? Halbuki 6 saatini geçirdiğin, yemeklerini yediğin, internetini sömürdüğün mekanın, üzerinde uyuduğun deri kotuklarının dibine bırakmadın mı? Yazmaya mı üşendin tatilini anlamadım ki?

9. Tevriye: Sade bazı yazılarında sık sık bu sanata başvurmaktadır. Amacını gizlemekte, yandan yemiş, sansürlü, dolambaçlı yazılarını bize fısır fısır okutmaktadır. Bu yazı söz konusu olunca; neden gece yüzmelerinden birinde mayo giymeye üşendiğini ve artık allah ne verdiyse suya daldığını anlatmıyor? Neden teknedekilerle ilgili bilgi vermiyor? Neden yaşanmışlıkları, kokolojiyi, teknenin gözbebeği bebeği, ona söylenen şarkıları, dönen muhabbetleri, tersine çevrilmiş masalları, efsanevi fasilis katilini, yüzüne gözüne sürdüğü kille Prodigy klibinde oynamayı hak ettiğini, teknede göbek attığını, oynanan oyunları, geeeeeeel tostostostos ile geeeeeeeeeeeeeel fokfokfokları anlatmıyor? Nedir bu Sade'nin gizledikleri? Böyle günce mi olur?!

p.s. Bence o havlu Marks & Spencer'dan...

3.09.2010

Road Trip ve Ötesi...

Öncelikle Sade'nin tutarsız tavırlarından nem kaptığımı belirteyim. Zira daha önce farklı bir rumuzla yazılarında yer verdiği bir kişiye artık Rinçençal diyerek farklı bir insan havası vermiştir kendisi. Şimdi sorsan "ama o rumuzla çok belli oluyordu kim olduğu" diye bıdır bıdır sızlanır... Neyse... Şimdi Road Trip gerçekleri:

  • Bread's ve hafif kahvaltı: Bread's mecburiyetten seçildi, zira Pendik iskele civarında en yakın yer orasıydı. Hafif kahvaltı da zaman sınırından dolayı. 10 dakika sonra feribot kalkacaktı. Yoksa öküz gibi yiyoruz vakit olsa.
  • Regl farkındalığı da cumartesi günü Foça sahiline denk geliyor aslında. Yani "Amaaan nerden bileceksiniz ki zaten siz! İster dün derim, ister yarın. Hah!"
  • Sayın Sade, plaka demişsin, hani 17, hani 22, hani 32?? Hele 81 hiç görmedik bile yolda! Tahmin ediyorum internet yardımı aldın...
  • Bakıyorum "cümle alem bizi lezbiyen bir çift olarak kanıksadı" geyiğini de eklemeye utanmışsın. Aşk olsun... Alacağın olsun...
  • Susurluk benim için tam bir aydınlanmaydı. Bu blog da bu sayede doğdu. Aylarca Sade için ağladım. Sandım ki Cankuş gerçekten alışverişte buncağızın aklını çeliyor. Meğer ne alakaymış! Bizzat Sade'ymiş alışveriş manyağı... Artık Cankuş'ka çıkarım alışverişe, Sade Hanım dursun evinde...
  • Derimod'da da şöyle bir şey yaptı kendileri, rafta sıra sıra ayakkabılar var. Sen tek tek indir bunları, dene, beğenmeyince "eeh" diye ayağından iteleyerek çıkar, orda bırak! Ayakkabıların yerdeki sağ tek leşlerini takip ederek Sade'nin yerini bulmak pek mümkündü.
  • "Oysa ikimiz de biliyorduk Çakal'ın haklı olduğunu" Bu cümle "Sade'nin rezilliklerini yazacak bu hatun, suyuna gitmek lazım" cümlesi değil de nedir?
  • Ayvalık molasının sebebi yolun uzadıkça uzaması değil, Susurluk'ta verilen 2,5 saatlik ve 250 TL'lık moladır efenim...
  • Ben gevrek görmedim! boyoz da görmedim! Orijinal Bardacık da görmedim, sadece ablamın oğlu Bardacık'ı gördüm... Bir insan bu kadar mı sıkar? Sıkar işte, sıkıyor...
  • Su Gibi'yi kahvaltıda izlemedik. Zira program öğleden sonra yayınlanıyor. Demek ki öğle yemeğinde izlemişiz. Hatta Sofu da gelmiş de Sade anna-babaya rağmen yazlıktaki ilk sigarasını içmiş balkonda Sofu'yla. Neymiş demek ki? Gerçek yaşamda da sigara içmeyen biri izlenimi vermeye ve kendini iyi göstermeye çalışan biriymiş.
  • Cumartesi günümüzün büyük kısmını Karşıyaka'da geçirmedik aslında. 1-2 saat sürmüştür taş çatlasa. Ama algı işte, bireysel farklılıklar :) Vay anasını bee!
  • Darılar tencerede kaynıyordu fakat evde darı yediğimi hatırlamıyorum, hep sokaklarda darı aldırttı bana, masrafa soktu. Susurluk yetmedi, Çeşme'de de masrafa soktu!
  • "Arkadaş buldum" dediği, "masalardan birinin altında yatan köpeği muç muçlamak suretiyle yanıma kadar çağırdım. Yemek veririm sandı, vermedim de. Sonra açlıktan ayağıma yığıldı. Ben de sevindim beni sevdiği ve benim onu sevdiğimi anladığı için. Dedim ki "Çakal bak ayağımda uyuyor kerata!" anlamına geliyor. "Dünyalar güzeli" dediği de kirloş, muhtemelen bej fakat pislikten gri görünen, yaşlı başlı, yorgun, hissiz bir evsiz.
  • "Akşamüstü geldiğinde o güzelim denizi bırakıp...": Ben değildim çünkü gitmemizden 1 saat önce "eve gitcem ben" diye tutturup şezlongda uyuyakalan...
  • Mayo geyiği: Çıplak olduğunu söylememiş ama öyleydi...
  • Sedir'den sonra yola çıkmadık tabi ki. Önce hala-enişte ziyareti yaptık, yine kaybolduk vs. vs. Ahh Sade ahh!
  • Kadın pisuvarına oturmaya çalıştığını da anlatsaymış...
  • Fıkra için aradığı tüm insanlar! Uyanın! Bir kişi hariç hepinize yalan söyledi! Sanki ilk sizi aramış gibi davrandı! Yalaaaan!!
  • Tamam hadi, bence de şahaneydi :))