Bu yazıda ilgiyle takip ettiğimiz Sade'nin kullandığı edebi söz sanatlarını itinayla inceleyeceğiz...
1. Taşlama: Sayın Sade'ye sormak istediklerim var... Öncelikle kimleri taşladı? Mesela "neredeyse mükemmeli yakalamış olmak" kim tarafından önlendi? O 12 kişiden kimi ya da kimleri "neredeyse" haz etti? Hem diyor ki "şapşahane" hem diyor ki "neredeyse mükemmel" Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
2. Tevazu-i mahcup: Sade'nin yazılarına alternatif olan bu blog'dan sonra, "suya sabuna dokunmadan yazı yazma" tekniği ile yazdığı bilmem fark edildi mi? "Tekne Güncesi" isimli yazıda Sade'nin her zamankinden farklı ve tutucu bir üslup izlediğini görebilirsiniz. Yazar, tekne arkadaşları tarafından da takip edilen blog'unda yazacağı ayrıntılı deneyimlerin yalanlanabilmesi ihtimalini düşünerek tevazu-i mahcup sanatına başvuruyor. Yani "ne kadar üstü yazarsam, o kadar iyi. Buna cevap yazamaz Sade'nin rezillikleri yazarları" diyor. Fakat yanılıyor bittabi.
3. Metn-i çarpık: Deneyimleri gerçek haliyle aktarmak yerine, kafasına göre çarpıtarak yazma sanatı. Örneğin henüz tekneyle limandan çıkış saatimiz belli değilken ve kaptan bize öğle yemeği vermeyeceğini söylediğinde, şehirden ve şehre dair birçok şeyden uzaklaşma fikriyle yanıp tutuşan insanlar olarak, nasıl kıydık da tatil ruhuna Burger'a gittik, sorarım? Niçin Sade bunları yazmıyor. Niçin tatilin özetinin de özetini yazıyor? Bizden mi çekiniyor, takipçilerinden mi sakınıyor. Yoksa, yoksa her yazdığında bir saptırma, kaptırma, çarpıtma, kırptırma mı var?
4. Mübalağa: "Yolumuzun üzerinde Hamsi tatil yapıyordu" ne demek? Nasıl bir yol üzeridir bu? Hamsi'yi denizde yakalasaydı ne yapacaktı? Neden hain planlarını açıklamıyor? Ayrıca nasıl olmuş da bütün hafta teknedekilerin başının etini yemiş? Hiç böbürlenme Hamsi!! Adını ya iki ya da üç kere ağzına almıştı Sade. O kadar mutluydu ki, abazanlık umrunda değildi!
5. Tezat: Çelişkilerin yazarı Sade, telefonunu kapattıysa tatil sürecinde 10'dan nasıl mesaj aldığını belgelerle açıklayabilir mi lütfen? Demiyor ki "kimse beni aramadı, ben de telefon yanımda mı, değil mi unuttum" diye. Demiyor ki "iphone benim için feys demek, internet de olmayınca telefon açık mı, değil mi fark etmedim" Ama ne yapıyor? Telefonu kullanmamış olmayı iradi bir eylem olarak gösteriyor. Bravo Sade bravo!
6. Makas-ül kırpık: Bu yazıda en net gözlemlediğimiz sanattır. Yazsa bir küçük romana dönüşecek anıları, mini mini, konu başlığı gibi yazma sanatı. Kedi'yle ilgili detaylara girmiyorum... Hıh...
7. Şaş-ı kalem: Söylemek istediklerini yanlış ifade etme sanatıdır. Bilinçli ya da bilinçsizce ortaya çıkmış olabilir. Mesela; gece teknenin üzerinde yatmayanlar neden "fire" olarak adlandırılıyor? Bizler kayıp manasında fire miyiz, yoksa "kamara çok sıcak olur" yanlış inanışından dolayı "ateş gibin" manasında İngilizce mi kullanıldı bu sözcük? Merak ediyorum daha kaç kişinin horlamasını kaldırırdı o tekne?
8. Kinayeli manipülatif ümbet-ül tembel humayun: Böyle bir sanat olduğundan ben de şüpheliyim... Tanımlayamasam da şöyle bir şey işte: Kil dolu şişeyi limanla havaalanı arasında bir yere bırakmak, "öyle geçerken salladım işte" hissiyatı uyandırmıyor mu? Halbuki 6 saatini geçirdiğin, yemeklerini yediğin, internetini sömürdüğün mekanın, üzerinde uyuduğun deri kotuklarının dibine bırakmadın mı? Yazmaya mı üşendin tatilini anlamadım ki?
9. Tevriye: Sade bazı yazılarında sık sık bu sanata başvurmaktadır. Amacını gizlemekte, yandan yemiş, sansürlü, dolambaçlı yazılarını bize fısır fısır okutmaktadır. Bu yazı söz konusu olunca; neden gece yüzmelerinden birinde mayo giymeye üşendiğini ve artık allah ne verdiyse suya daldığını anlatmıyor? Neden teknedekilerle ilgili bilgi vermiyor? Neden yaşanmışlıkları, kokolojiyi, teknenin gözbebeği bebeği, ona söylenen şarkıları, dönen muhabbetleri, tersine çevrilmiş masalları, efsanevi fasilis katilini, yüzüne gözüne sürdüğü kille Prodigy klibinde oynamayı hak ettiğini, teknede göbek attığını, oynanan oyunları, geeeeeeel tostostostos ile geeeeeeeeeeeeeel fokfokfokları anlatmıyor? Nedir bu Sade'nin gizledikleri? Böyle günce mi olur?!
p.s. Bence o havlu Marks & Spencer'dan...
1 yorum:
Allaahhıımmmm!!!!! Nedir benim bu çektiğim yareppiimmm... İyi ki bi blog yazalım dedik düştüğümüz hallere bak!!!! Allahtan diğer "yazcam" diyenlerin bi tarafı yemedi yazmaya.. Yoksa sıçtıımızın resmiydi..
Tek tek cevap veriyorum Sayın Chakal!
1. Taşlama: Ben sana bi ara anlatçam mükemmeli.. Şşşşşş.. Açık etmesene kızım herşeyi!!!
2. Tevazu-i mahcup: Sizin dilinize düşçeeme bok çukuruna düşeyim!! Amen!! Ayrıca Bitter'in doom gününde Hamsi'yle ilgili yazılanları okuyan tekne ekibinin suratlarının şekilden şekile girmesini izledikten sonra artık bildiğin "tevazu-i rtük" uyguluyorum.. ya da deniyorum diyeyim :)
3. Metn-i çarpık: sevgili Chakal, sen bilmez misin ki benim beyin zaten olayları direk çarpıtma yoluna gitmekte.. Ve evet, bazı ayrıntıları atladım, tek amacım zaten 3-5 okuyucuya sahip olmam, onların da zaten 4'ünün teknede olması.. geri kalan 1 tanecik okuyucumu (o da yorum yapmış sağolsun) ayrıntılarla boğmak istemediğim için kırp kes böl yapıştır modelini uyguladım..
4. Mübalağa: Ehehehehehe Hamsi'yi yakaladığım yerde sikçektim! bunu duymak istiyodun di mi seni gidi Chakaaalllll :)
5. Tezat: Lütfen Sayın Chakal lütfeenn.. Bakınız şimdi okuyucularımı (zengin gösterdi) gereksiz ayrıntılarla boğmak istemediğimi en başta da söyledim.. Teknenin ilk 3 günü o telefon kapalıydı.. sonrasında sessize alındı ve odada dinlenmeye bırakıldı.. Ancak ve ancak son 2 günde yanımdaydı, onda da sessizdeydi zatii.. ama evet, internet erişimim olaydı hayatta da kapatmazdım, orası doğrudur :)
6. Makas-ül kırpık: Detaylara girmeyiniz, şeytan detaylarda gizlidir (o dilini koparcam senin biliyon di mi)
7. Şaş-ı kalem: firesiniz efenim firesiniz işte.. bizler teknenin üstünde göt göte horul horul uyurken siz aşşaada yattınız, firesiniz.. sen sıcak seven, yazın ortasında üstüne battaniye isteyen bi insansın.. ne zaman bana gelsen kışlıkları ortaya yığmak zorunda kalıyom.. bişi diyom mu? demiyom.. ama tekneeeeeeee.. o ayrrıııı.. o teknede senin yerin benim yanımdı.. ama naaaptıınn? gittin aşşada yattın.. taş olacaksın!
8. Kinayeli manipülatif ümbet-ül tembel humayun: öyle yazınca hem kestirme oldu hem de daha havalı.. o kadar da humayun olsun..
9. Tevriye:
"neden gece yüzmelerinden birinde mayo giymeye üşendiğini ve artık allah ne verdiyse suya daldığını anlatmıyor?"
ahahahahaha unutmuşum.. bildiğin donla girdim suya de mi :)
"Neden teknedekilerle ilgili bilgi vermiyor?"
ayol tekne ekibi fotoğrafların taglenmesine bile izin vermiyor.. ağzımdan es kaza bişi kaçırsam naparlar beni bilmiyon mu? hele o Leo yok mu o Leeooooo :)
kokoloji; allaaammm bence o oyun yasaklanmalı, dost kazığı oyna daha iyi be
teknenin gözbebeği bebeği; ben onu yirim
ona söylenen şarkıları; telefonun delikleri içinde minik minip parmakları yüzünden bir bilseniz başımıza ne geldi, küçük kardeşimin yüzünden :) ezbere yazdım kııııııızzzzzz :) esas kaptana yazdığımız versiyonu daha güzel ama bence :)
dönen muhabbetleri; içeri alırlar anlatamam
tersine çevrilmiş masalları; ben ikisinde de yoğğdumm
efsanevi fasilis katilini; onu bizim ergenin ağzından dinlemeleri lazım (okuyucularımın)
yüzüne gözüne sürdüğü kille Prodigy klibinde oynamayı hak ettiğini; ehehehehe nerde o resimler?
teknede göbek attığını; belgen var mı?
oynanan oyunları; sayyykkkkoooooo
geeeeeeel tostostostos ile geeeeeeeeeeeeeel fokfokfokları; eneeemmmm kaplumbaalarlan yüzdük de miiiii :)
"Nedir bu Sade'nin gizledikleri?
Böyle günce mi olur?!"
Ben yazdım oldu.. :)
Sade Günce :
p.s. "Bence o havlu Marks & Spencer'dan..." Bence de :D Düzelttim hemen çaktırma :)
Yorum Gönder